Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 3-4 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen Bakanlar Konseyi Toplantısı kapsamında hazırladığı “Ekonomik Görünüm” raporunu “Baskı Altında” temasıyla yayımladı. Raporda, ABD/İsrail-İran Savaşı’nın gölgesinde küresel ekonomiye ilişkin büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edilirken, Türkiye için de beklentiler güncellendi.

OECD, mart ayında yüzde 3,3 olarak açıkladığı Türkiye’nin 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3,1’e indirdi. Kuruluş, 2027 yılı için ise Türkiye ekonomisinin yüzde 3,8 büyümesini beklediğini duyurdu. Raporda, yüksek enerji ve emtia maliyetlerinin sıkı finansal koşullar altında iç talebi baskılayabileceği, ancak yıl sonuna doğru tüketici güvenindeki toparlanma ve faizlerde beklenen gerilemenin tüketim ile yatırımları destekleyebileceği ifade edildi.

Raporda, özellikle Körfez bölgesindeki enerji üretimi ve ticaretinde yaşanan aksamaların petrol, LNG, tarımsal ürünler ve sanayi girdilerinin fiyatlarını yükselttiği, bunun birçok ülkede enflasyonu yukarı çekebileceği belirtildi. Türkiye’nin enerji tedarikinde görece avantajlı konumunu koruduğu ancak enflasyon ve dış talep kaynaklı risklerin sürdüğü vurgulandı.

İki farklı senaryo

Yüksek belirsizlik ortamı nedeniyle OECD, küresel ekonominin önümüzdeki 18 aylık süreçte nasıl şekillenebileceğine ilişkin iki ayrı senaryo oluşturdu. “Sınırlı süreli aksaklık” senaryosunda küresel büyümenin 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 2,8’e gerilemesi, 2027’de ise yüzde 3,1’e yükselmesi bekleniyor.

“Uzun süreli kesinti” senaryosunda ise barışın 2027’nin ilerleyen dönemlerine kadar sağlanamaması durumunda küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,1’e, 2027’de ise yüzde 1,8’e kadar gerileyebileceği öngörülüyor. OECD, böylesi bir yavaşlamanın birçok ekonomiyi resesyona sürükleyebileceği ve işsizlik oranlarını artırabileceği uyarısında bulundu.

Enflasyon ve faiz beklentileri

OECD, dezenflasyon sürecinin sürmesi halinde Türkiye’de yıllık enflasyonun 2027’nin ilk yarısında yüzde 20’nin altına inebileceğini öngördü. Ancak Orta Doğu’daki gerilimin artması ve yeni fiyat baskılarının ortaya çıkmasının enflasyondaki düşüş süreci açısından önemli riskler oluşturduğu vurgulandı. Raporda, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınabilmesi için sıkı para politikasının korunmasının kritik önem taşıdığı belirtilirken, gerektiğinde ilave faiz artışlarının da gündeme gelebileceği ifade edildi.

G20 ülkelerinde enflasyonun 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 4’e yükselmesi, 2027’de ise yüzde 3,1’e gerilemesi tahmin ediliyor. Uzun süreli çatışma senaryosunda ise küresel enflasyonun bu yıl 0,4 puan, 2027’de ise 1,3 puan yükselebileceği ve birçok ülkede politika faizlerinin 50 ila 75 baz puan artırılabileceği öngörülüyor.

Türkiye avantajlı konumda

Raporda, Türkiye’nin yükselen enerji fiyatlarından etkilenebileceği belirtilse de petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük bölümünün Basra Körfezi kaynaklı olmaması nedeniyle doğrudan tedarik risklerine karşı birçok ülkeye kıyasla daha avantajlı konumda bulunduğu kaydedildi. Bununla birlikte Avrupa ekonomilerindeki talep zayıflığı ve Çin’in özellikle imalat sektöründeki küresel etkisinin Türkiye açısından risk oluşturmaya devam ettiği değerlendirildi.

Kaynak: Dünya Gazetesi

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

Etkinlik

Jekyll & Hyde

Jekyll & Hyde, insan ruhunun en karanlık köşelerine yapılan sarsıcı bir yolculuk… İyilikle kötülük, akılla tutkular, vicdanla arzular arasındaki ince

Devamı

Giriş yap

Kayıt ol

Şifre sıfırla

Lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin, e-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmanızı sağlayacak bir bağlantı alacaksınız.